HABERSIZ KALMA…

haberin meydani

Nihat Genç’in kendisi Ankara’da cuma namazı kılıyor mu ki Erbil’de cumaya özlem duyuyor?

Yazan: gazmanowski Aralık 4, 2007

Faşistin, okumuş yazmışına

ulusalcı denir’

Yılgın Türkler kitabının ardından iki yıl

sonra ‘Seviyordum Söyleyemedim’ kitabıyla Türklerin hallerini kaleme

alan yeraltı yazarı Bülent Akyürek, baltasını topraktan çıkardı.

Özgün üslubu, yaşayışı ve sert tavırları ile

dikkat çeken Akyürek,

bu kitaptan dolayı kendisine kızacak ulusalcılara şu

cevabı veriyor:

“Faşistin okuyup yazmışına, sağdan gelip sola göz

kırpanına ulusalcı denir. Birkaç ulusalcı, halkı

bayraklarla sokağa dökerken ben manikür yaptırıp oturacak mıydım

yani?” Sevmekten ziyade nefretin daha sahici olduğunu ve tüm dünyayı

kucaklayan modern hümanistlerin sevgisine inanmadığını

ifade eden yazar, “Ben insanları severken onların tozunu alıyorum.”

diyor. Gürültüye dayanamayan ve on beş yıldır kulağında

tıkaçlarla yaşayan Akyürek, tıraş olamıyor ve

protezlerinden dolayı ağustos ayında bile üşüyor. Akyürek,

44 kilo!

“Seviyordum Söyleyemedim” kitabı yine “Yılgın Türkler”in

halleri üzerine ironik değiniler içeriyor. Kitabın ismi nereden çıktı?

Sevdiğimizi söyleyebilseydik ne değişirdi?

Geçen yıl uzaktan âşık olduğu kıza sevdiğini

söyleyemediği için tecavüz eden bir adam haberlere çıktı.

Anadolu insanının psiko-ayrıntılarını en çok

yazan bir adam olarak bilimsel bir hayretle koltuğumdan fırlayıp,

“Daha yazılacak çok kitap var.” dedim. Çünkü akademisyenler, yarı

aydınlar “erkek toplum, feodal toplum” konuşmaları yaparken,

ben erkeklerimizdeki reddedilme korkusunu haberlerde çözmüştüm. Eğer

sevgimizi de nefretimizi de ilan edebilirsek daha barışık bir

toplum olacağız galiba. En azından akşam haberlerinde görünmeyeceğiz!

Hem sevmekten bahsediyorsun hem de ismi Sapan olan bir yayınevinden

eli baltalı kitap çıkarıyorsun. Bir yeraltı yazarı

olarak iki yıl sonra savaş baltanı kendinle birlikte topraktan çıkarmanın

âlemi ne?

Sevmekten bahsetmiyorum. Sevmek, başka bir vücutta kendine dokunmaktır.

Nefret daha sahicidir ve nefret aşıldığında tasavvufi

bir yol almış olursunuz ama sevgi aşılınca

yelkenleriniz nefret ülkesine açılır. Sevginin en basiti tüm insanlığı

kucaklayandır. Tüm insanları kucaklayan modern hümanistlere bakın,

çoğunun dindar olmadığını göreceksiniz. Oysa, Allah aşkı

dünyaya karşı körlüktür. Gözlerini dört açmış bu

adamların sevgisine inanmıyorum. Ayı, yavrusunu severken öldürürmüş.

Benimki galiba buna benziyor. Severken tozunu alıyorum onların! Tarih

boyunca tüm dünyada sömürmediği bir avuç toprak bırakmayan Batı,

bizlere her gün barbar demekten çekinmiyor. Kendimizi garantiye almak ve saldırganları

caydırmak için elimizde baltayla yürürüz. Batı korktuğu

milletlere sanatı; müziği, baleyi, spor kardeşliğini, kibar

mitingleri, sosyete demokrasisini pompaladı. Bir erkek olarak kendi adıma

konuşuyorum; iki silah markası bilmem ama size yirmi tane deterjan

markası sayabilirim! Kapaktaki sembolik balta şiddet içersin diye değil,

psikolojik anlamda moral toplayalım diye kullanıldı. Elbette;

bulaşık yıkayıp cam silmekten, patates soymaktan, eve bebek

bezi taşımaktan yorgun düşmüş bu fani, ziyadesiyle şiddete

karşıdır! Elin baltalıysa, koruduğun bir şeyler

vardır demek ki! Birkaç ulusalcı, halkı bayraklarla sokağa

dökerken ben manikür yaptırıp oturacak mıydım yani?

‘Alıngan Türkler’ eline balta alıp seni kovalamaya kalkışmasın

sakın? Bu arada kaçarken ulusalcıların kucağına düşmeyesin?

Faşistin okuyup yazmışına, sağdan gelip sola göz kırpanına

ulusalcı diyorlar. Tonlarca menfaatin kucağına oturmuş bu

adamların kendi kucakları kaldı mı ki ben oraya düşeyim?

Neden “Çılgın Türk” olmak yerine “Yılgın Türk”

olmayı yeğliyorsun?

Yüzyıllardır kaybediyoruz. Sokaklarımızdaki bir çukur

beş yılda kapatılmıyor, on dört kişilik dolmuşa

45 kişi biniyoruz. Uzayı fotoğraflardan görüyoruz. Üniversitelerimiz

Anıtkabir yürüyüşleri yapmaktan bilime fırsat bulamıyor.

Fırsat bulunca da fasulye deneyi yaptırıyorlar. Ezber cümlelerden,

ara gazlardan, sloganlardan bıktım. Onlara itiraz ediyor ve kitaplar

yazıyorum. On yedi yaşımdan beri 24 kitap yazmışım.

Bana yılgın denir mi?

Çalışkanlık Türklerin karakteri değil mi? Tembellik

hakkı için neler diyeceksin?

“Türk, övün, çalış, güven.” sıralamasına bakılırsa

övünmekle işe başlıyoruz. Tarım denince buğday, ağaç

denince aklımıza kavak geliyor. Buğday en zahmetsiz tarım ürünüdür,

kavak da tembel ağacıdır. Kimse kalkıp ‘ceviz dikeyim, böğürtlen

toplayayım’ demiyor. Türkiye’de kalın kitaplar satmaz.

Hareketsizlikten kadınlarımızın basen, erkeklerimizin göbek

sorunu vardır. Namazların farzları kılınır sünnetlerinden

kaçılır… Üç günlük dünyada misafir olduğumuz için

“Niye çalışalım ki?” diye düşünüyor olabiliriz? Ayrıca

“Tembellik Hakkı” kitabını Marks’ın damadı yazmıştır.

Marks gibi bir kayınpederimiz olsaydı biz de tembellik hakkımızı

kullanmak için can atardık.

Seni, Thomas Bernhard ya da Proust gibi hayattan izole eden gerekçeler

ne?

Çok okuyan ve yazan biri olduğunuz zaman estetik duyum ve görüşleriniz

gelişiyor. Bir nevi toplumsal ve çevresel bunaltı yani. Romancı

kişiliğimden dolayı düzensizlikler gözümü bozuyor. Çay içtiğim

bir kahvede bile herkesi düzeltmek, biçim vermek istiyorum. Türkiye gibi bir

ülkede kompozisyon istiyorum. Bir de gürültü hastalığım var.

On beş yıldır kulak tıkaçlarıyla yaşıyorum.

Ayrıca protezlerimden dolayı ağustos ayında bile üşüyorum.

Dünyaya geldim geleli zindandayım.

Gürültü hastalığın varsa neden bu kadar ses çıkaran

kitaplar yazıyorsun?

Beynimin içinde bir cehennem kaynıyor. Ben o cehennemden çıkıp

dostlarımla piknik yapamıyorum. Tıraş olamıyorum. Gittiğim

en son sinema filmi Stallone’nin “İlk Kan”ıdır. Kafamdaki müzikten

isyan dolu kitaplar çıkıyor. Kitaplarımın gürültüsü;

sokak ortasında yapılan düğünlerden iyi değil mi sence?

Batı’ya karşı bu kadar güvensiz ve nefret içinde olma

bilincinin çıkış noktası nedir?

11 Eylül olayları bende yıkım yarattı. Doğu-Batı,

Müslüman-Laik Müslüman gibi şeylerin ayrımına vardım.

“Artık evde oturup kadın gibi roman yazmayacağım” dedim.

Modern dünyaya roman kahramanlarımın arkasına sığınarak

değil, bizzat kendi ağzım ve anadilimle küfretmeliydim. Yıllarca

evde oturup kadın gibi roman yazarken, komşularımızla güne

katılıyordum. Halen on beşe yakın çeyrek altın alacağım

var ama helal ediyorum!

Kadınlarla aran iyi değil, haklarında kitaplar yazıyorsun.

Onlarla alıp veremediğin ne?

Onlar olmasaydı, erkekler okeyi icat edip oturacaklardı. Ne

teknoloji, ne sanat, ne de kapitalizm olacaktı. Jileti onlara güzel görünmek,

tekerleği onları istediği yere bir an önce götürebilmek için

icat ettik. Tüm icatları, kadınlar boş boş otursunlar diye

erkekler yapıyor! İlim, bilim, teknoloji, icat, kadınlara ulaşabilme

çabasıdır. Hele de şiir yok mu? Şiirler kadınlara ulaşmak

isteyen erkeklerin yalvarışları gibi… Şiir, yalvarmanın

dili değilse niçin eli yüzü düzgün bir kadın şair yok? Demek

ki onlar yalvarmadan erkekler paspas oluyor!

Kitapların çok satarken birden ocakçılık yapmaya, pet

şişe toplamaya başladın. Yazının gücüne dair

inancını zaman zaman kaybettiğin sonucunu mu çıkarmalıyım

buradan?

Yazının gücüne inansaydım baltayı çıkarmazdım.

Baltayla ağaç kesmeden kağıt yapamaz ve yazı yazamazsın.

Yazar, yazıya inanan cahil adamdır. Söz avamın cehalet dolu

bilgeliğidir. “Cennet, kılıçların gölgesi altındadır.”

diyor Efendimiz. Bir güzellik korunacaksa elimizin altında balta olmalı.

Bağımsız bir yazar olabilmek için büyük diyet ödedim. Açlık

sınırında yaşadım. Bu dönemlerde yazı yazmayı

hep bırakırım; çünkü ihtiyaçlardan dolayı dillerim dolaşabilir

diye. O yüzden erkek gibi çalışmaya başlarım. Kitaplarımın

çok sattığı dönemlerde de şımarıp kendimi

kaybetmemek için garip işlerde çalışırım. Bütün vücudu

protez, hastalıklı, 44 kilo bir adam olmasaydım kitap yazmazdım.

Biraz daha konuşursak Freud haklı çıkacak!

On bin kitap okumuş biri olarak, yine on bin kitap okuduğunu söyleyen

Nihat Genç ile polemik yaşadın. Çok okuyan iki insanın geldiği

son noktanın burası olması tuhaf değil mi?

Onunla on üç yıl konuşmuyorduk. Son dönem yaptığı

televizyon konuşmalarına dayanamadım ve kendisine 8sutun

sitesinden mektup yazdım. Cevap vermek yerine sitedeki yazıyı

kaldırtmış. Türkiye’nin fikir özgürlüğü savaşçısı

diye lanse edilen bu yazar, kendisi hakkında yazılmış bir

yazıdan dolayı krizlere girdi. Nihat Genç’in şu sözünü eleştiriyorum:

“Müslüman’ım; ama dinci değilim.” Müslüman ne demektir:

İslam dinine inanan, bağlanan. Genç, diyor ki: “Erbakan Hoca olsaydı

şimdi Fetih sureleri okuyarak Erbil’e girip cuma namazı kılardık…”

Şimdi soruyorum: Kendisi Ankara’da cuma namazı kılıyor mu

ki Erbil’de cumaya özlem duyuyor? Eğer beni susturmaya devam ederse

kendisiyle ilgili bir kitap yazacağım. Ben yapayalnız bir adamım,

sadece Rabb’ime güvenerek yazıyorum.

Kapitalizmle nasıl baş ediyorsun peki?

Nadir yemek yerim. Bir gün olsun canım bir şey istemedi. Giyim kuşam

sevmem. Teknolojiyi takip etmem. Çayım ve sigaram dışında lüksüm

yok. Bir köpeğin giderinin yarısına yaşıyorum. Üç yıl

önce çim yiyebilir miyim diye denemeler yaptım. Çok şükür zorda

kalınca yeniliyormuş. Çim yemeyi başaracağımıza

inandığımız an kapitalizm kaybedecek! s.zengin@zaman.com.tr

 


‘Tuvaletlerde bile kafamızı dinleyemez olduk’

“Türk’ün aklı tuvalette gelir.” diyorsun. Sen de bu kadar

mevzuyu orada mı düşündün?

Ben, deyim ve sloganlara cevap olarak makaleler yazıyorum. Tuvaletler gürültülü

Türkiye’de kafamızı dinleyebildiğimiz tek yer ama cep

telefonları çıktı çıkalı orada da kafa dinleyemez

olduk!

Türkler neden hesap ederken parayı masanın altında sayıp

garsona uzatır?

Paramız çoksa az, az ise çok olduğunu ima edebilmek için!

Televizyon kumandasını niçin poşetle kaplarız?

Kumanda, bizimle televizyon arasında aracıdır. Biz kullandığımız

maşada parmak izi bırakmak istemeyiz!

Paspasları temizlemek için neden caddenin ortasına atarız?

Turistler kafayı yesin diye!

Bir turiste dilini bilmediğimiz halde niçin bağırarak

anlatırız?

Çok uzak ülkeden geldiği için bizi duymayabilir diye!

Dünya Türklerin eline geçse ne olur?

İnsanlık, uzayda cirit atıyor. Bu gidişle dünya bize

kalacak zaten.

Yazı kategorisi: Haber | 1 Yorum »

İlhan Selçuk’un yazısına büyük öfke

Yazan: gazmanowski Kasım 19, 2007

Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk’un, “Türbanı flamaya dönüştürenler cehennemliktir” sözlerine ilahiyatçılar sert tepki gösterdi.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Haber | » yorum bırak;

Kardeş ülkeden imdat çığlığı

Yazan: gazmanowski Kasım 19, 2007


Bangladeş’te 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği Sidr kasırgasının yol açtığı felaketin kurbanları yardım bekliyor. Yetkililer, kurtarma ve yardım ekiplerinin kasırgadan en çok etkilenen ülkenin uzak bölgelerinin büyük kısmına ulaştığını, ancak durumun göründüğünden kötü olduğunu kaydediyor.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Haber | » yorum bırak;

‘Talabani ile manevi bağım bile olamaz’

Yazan: gazmanowski Kasım 15, 2007

Kurtlar Vadisi’nin Polat’ı Necati Şaşmaz, son günlerde aleyhinde yapılan haberlere sert bir açıklama ile cevap verdi.

Necati Şaşmaz, “Son günlerde bazı gazetelerde yer alan ‘Celal Talabani’yle aramda akrabalık bağı olduğu’ yönündeki haberler tamamen gerçek dışıdır. Celal Talabani’yle aramda ne iddia edildiği gibi kan bağı, ne de manevi bir bağ söz konusudur.

Bu iddialar beni ve ailemi son derece üzmüştür.” dedi.

Şaşmaz, gerçeği yansıtmayan bu tür haberlerin devam etmesi durumunda yasal yollara başvuracağını belirtti.

Yazı kategorisi: Haber | » yorum bırak;

IRAK’IN KUZEYİNDE MEDYA OYUNLARI

Yazan: gazmanowski Kasım 9, 2007

Gündemin sıcak konusu Irak’ın Kuzeyi’ne, Türk askeri girecek mi girmeyecek mi?

Gündemin sıcak konusu Irak’ın Kuzeyi’ne, Türk askeri girecek mi girmeyecek mi? Ard arda gelen üzücü haberlerin ardından medya hemen Irak’ın Kuzey’in üss kurdu. Dağlıca’daki hain saldırının olduğu gece en iyi muhabirlerini! Irak’ın Kuzey’ine yollayan televizyon kanalları, akşam ana haberlerinde sıcak bölgeden canlı yayınlar yaparak, sözde bölgenin nabzını tutmaya başladı. Aslında tutulan bölgenin nabzı değil, televizyon yöneticilerinin bölgede görmek istedikleri, masa başında yazdıkları senaryolardı. Irak’a Türk askeri nereden ve nasıl girmeliydi? Haberlerde askere operasyonun yol haritası da gösterilirken bir yandan tansiyonun yükselmesi için gerekli malzemeler lazımdı. Bunu bulmak da merkezden yönlendirilen acar muhabirlere düşüyordu. Gelen haberlerin doğruluğu abartılı olup olmadığının hiçbir önemi yoktu, zaten öyle de oldu.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Medya | » yorum bırak;

İşkencenin sorumlusu

Yazan: gazmanowski Kasım 9, 2007

Yazar Emre Aköz, PKK terörünün nasıl ortaya çıktığını bir alıntı yazı ile gündeme getirdi. AP’den aday olan biri cezaevinden tahliye olunca niçin “Genç olsaydım dağa çıkardım” dedi?

EMRE AKÖZEMRE AKÖZ / Sabah

Hasan Cemal‘in ‘ Kürtler’ adlı kitabı ‘ İşkence‘ başlıklı bir bölümle başlar.
1928 doğumlu Felat Cemiloğlu, 1982′de Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevine konur.
O sırada 54 yaşında olan Cemiloğlu herhangi bir suç işlememiştir. Zaten sekiz ay sonra serbest bırakılacaktır.
Cemiloğlu o sekiz ayda yaşadıklarından çıkan sonucu Hasan Cemal’e şöyle özetler: ” Eğer genç olsaydım, dağa çıkardım .”
Peki ne olmuştu da, 1977‘de Adalet Partisi‘nden belediye başkanı adayı olacak kadar rejime bağlı Cemiloğlu böyle konuşmuştu?

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Haber | » yorum bırak;

Samanyolu, Benim Adım Earl’ü böyle Türkçeleştirdi

Yazan: gazmanowski Kasım 9, 2007

Samanyolu TV’nin bu yıl yayına koyduğu ‘Hakkını Helal Et’ dizisi, ‘My Name Is Earl’ün kahramanı Earl Hickey Türkiye’de olsa nasıl olurdu?’ sorusuna cevap veriyor.

Geçtiğimiz yıl CNBC-E’de ikinci sezonu yayınlanan komedi dizisi My Name Is Earl’ün serseri kahramanı Earl Türkiye’de yaşasaydı nasıl olurdu? Bu soruya cevabı Samanyolu TV ‘Hakkını Helal Et’le veriyor.Konu olarak büyük benzerlik gösteren iki dizi de geçmişte serserilik, hırsızlık yapan iki adamın hayatlarında yaşadıkları önemli bir olay sonrası, bu işlerden vazgeçip, kötülük yaptıkları kişilerden af dileme üzerine kurulu.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Medya | » yorum bırak;

Cenaze evinde düğün yapmak isteyenler var

Yazan: gazmanowski Kasım 9, 2007

Cenaze evinde düğün yapmak isteyenler var
09/11/2007

Şampiyonlar Ligi’nde İngiltere’nin Liverpool takımına 8-0 mağlup olan Beşiktaş’ta Teknik Direktör Ertuğrul Sağlam, dün bir basın toplantısı yaparak tüm sorumluluğun kendilerine ait olduğunu belirterek camiadan destek istedi. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Spor | » yorum bırak;

Ummadığı taş Aslan’ın başını yardı

Yazan: gazmanowski Kasım 9, 2007

Ummadığı taş Aslan’ın başını yardı
09/11/2007

UEFA Kupası H Grubu 2. maçında Galatasaray, İsveç ekibi Helsingborg’a Ali Sami Yen’de 3-2 yenildi. Bir çok gol pozisyonundan yararlanamayan Sarı-Kırmızılı ekip bu mağlubiyetiyle iddialı olduğu grupta işini zora soktu.
Avrupa fatihi Galatasaray’ın UEFA Kupası grup maçlarında yüzü gülmüyor. İlk karşılaşmada Bordeaux’ya yenilen Sarı-Kırmızılılar, dün de Ali Sami Yen’de İsveç’in zayıf temsilcilerinden Helsingborg’a yenilmekten kurtulamadı. İki maçta grubunda henüz puanla tanışamayan Cim Bom, böylece gruptan çıkma şansını da zora soktu. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Spor | » yorum bırak;

Ekmek deyip yola koyuldular; Amerikalı oldular

Yazan: gazmanowski Kasım 9, 2007

Ekmek deyip yola koyuldular; Amerikalı oldular

Kompozisyonu yakalıyorum, makinemin ışığını ayarlıyorum hemen ve vizore yaklaşıyorum. Yabancı bir memleketin fecrinde, kepenklerini çay ve sigarayla açıp, tespih sallayan birkaç gurbetçinin hikâyesini fotoğraflamak istiyorum sizler için. Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Haber | » yorum bırak;